BİR SUÇLU LAZIM baban aşağı mahallede
bir mezar esintisi
annen falcı
yarı anne-ablan ve kardeşin
yeniden doğurduğun babandı
şimdi bir suçlu lâzım
YOKSA BAŞKA BİR RENK MİYDİ? geç kalmış olabilirim
afedersiniz
hiç lacivertiniz yok mu
mümkün mü acaba
bir daha bakmanız
herhangi bir renk değil
benim aradığım
bir lacivert
kış gecelerinde
karnıbahar çorbalarından
adını hatırlayamadığım
gazoz kapaklarından
inat damarlarından doğan
bir lacivert
duymadınız belki de
herhangi bir renk değil
benim aradığım
demirli bahçelerden
kahve çekirdeklerinden
ve ıslak gecelerimden kokan
bir lacivert
PASPASINDA SABAHLARDIM size geliyorum
kapınıza
izin vermiyor
kapıcınız
paspasınıza
kıvrılıp
sabah güneşini
çalıyorum
kapınızın
kırık bir bisküvi
bırakıyorum
bilmeden
sokağınıza
meğer çöp
gününüymüş
kamyonlarla
topluyorlar beni
ayrılıyorum
mahallenizden
SENİ SEVMEKLE O KADAR MEŞGULDÜM Kİ
SANA HİÇ ZAMAN AYIRAMADIM ağır kokulu sıvıların aktığı geceler vardı ya
işte o zamanlar senden çok korkardım
belli olmasın diye geceyle birlikte akar
aktıkça işemek kadar ihtiyaç aktıkça ele değen
sidik kadar mide bulandırıcı olurdum
çamura bulanmış sinsi virajımdan dönerken
kayıp düşer bir sedyede bulurdum kendimi
ambulansın teybinden “güzelim gayret” diyen
müzik serum şişemden damarlarıma yayılır
kötü kalpli hemşire kolumdaki hortumu keserdi
işte o anlarda sana hiç zaman ayırmazdım
bağışlama beni ben öyle yaptım cavidan
ve artık hükmü kalmayacak ölümün
Dylan Thomas
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
rüzgârdaki adam ve batı mehtabıyla birleşip
yekvücûd olacak çırılçıplak ölü adamlar;
ve tertemiz ayıklandığında beyaz kemikleri
ve sonra o temiz kemikler de kaybolduğunda,
yıldızlar belirecek dirsek ve ayaklarında;
delirseler bile akılları başlarında olacak,
denizin en dibine batsalar da çıkacaklar yüzeye;
sevgililer yitip gitse de asla ölmeyecek aşkları;
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
denizden kefenleri altında ölüler,
rüzgâr olmaksızın öylece yatacaklar;
gerilen kasları kopana dek darağacında,
kayışla bağlanmış olsalar da çözülmeyecekler;
ikiye ayrılacak ellerindeki sadakat,
ve tek boynuzlu musibetler bütün gücüyle çekip,
çatlatamadıkları her ucu kopartacaklar;
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
martılar haykıramayacak kulaklarında,
ve dalgaların vurup patlamadığı kıyıda;
tomurcukların fışkırıp çiçeklenemediği,
ve fırtınaya başkaldıramadığı yerde,
tırnaklar kadar deli ve ölü olduğu halde;
başları papatyalar arasında çekiçlenecek,
ve güneşte kırılacak gün batımına kadar;
ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
ERKEKLER AĞLAMAZ Ercan Akbay ARION Ekim - 1997 1. Basım, İstanbul
Kasım - 2007 2. Basım, İstanbul
236 Sayfa
1974 yılının bir kış gecesi
serüven yaşama tutkusuyla yatılı okuldan kaçan on dört
yaşında iki kafadar, masum özgürlük hayallerini
gerçekleştirmenin ağır bedelini yıllar boyu ödeyeceklerinden
habersizdiler. Sonu belirsiz dönemeçlerle dolu hayat otoyolunda karşılarına çıkan şenlikli yeşil vahalar, ölüme giden uçurumlara kolayca
dönüşebilirdi. ‘Kuraldışı Öyküler’in yazarı, suçun karanlık dünyasındaki aşk ve ihtiras
dolu serüvenleri çok özgün bir dille anlatıyor.
Karmaşık olayların kesiştiği
çarpıcı finalde, kötülüğün o tuhaf tadını damaklarda bırakmayı yine başarıyor.
GEÇMİŞE DOĞRU fındıklı - balıkçı barınağı
köpeğini tersleyen balıkçının
sürekli kaldığı barınak
ve akşamın serinliğinde
altı yanan sacın çıtırtısıyla
suskun anları dolduran insanlar
köpeklere leş yedirip
ağızlarını kokluyorlar
leşten daha kötü kokan ağızları
bu ağızlardan çıkan konuşmalar
kokuyu kaba kulaklara ulaştıran
yarı anlamlı rüzgar
kim düşünür ki kaldırımın az altında
aynıyı reddeden sevgililer yaşıyor
kim der ki ben seninle rakı içiyorum
ve bir balık beni doyurmak için
kendi hayatını feda ediyor
bütün mezeleri öne sürüyorum
şimdi.. kazanmak için
kör bıçağın tek başına
ince dilimler keseceğini sanan
budalaları alıyorum karşıma
yorulana kadar kazanıyorum
sonra kum saatimin kösteğini atıp
ince mıcırlı bir düzlükte dinleniyorum
bütün kazandıklarım bir bir kayboluyor
dönüyorum kaybettiklerim peşimde
dönüyorum ah o kötü kâbuslar
öfkem budalaları kovalıyor
yine yorulana kadar oynuyorum
yeniyorum da
ama kaybettiklerimi asla kazanamıyorum